BEDENİN SAKLADIĞI HAFIZA Yaşadıkların Sadece Zihninde Değil… Bedeninde de Kayıtlı Olabilir
İnsan bazen hayatındaki yorgunluğun nedenini anlayamaz. Her şey normal görünür ama içeride açıklayamadığı bir ağırlık vardır. Sabah uyanır, ancak hiç uyumamış gibi hisseder. Sürekli düşünür, sürekli tetiktedir. Dinlenmeye çalışır ama zihni susmaz. Bedeni gevşemez. İçinde görünmeyen bir alarm sistemi sürekli çalışıyormuş gibi hisseder. Çoğu insan bunun sadece “stres” olduğunu düşünür. Oysa bazı yorgunluklar zihinsel değil, duygusaldır. Ve duygusal yükler uzun süre taşındığında bedenin içine işlemeye başlar. Çünkü insan sadece düşünen bir varlık değildir. İnsan aynı zamanda hisseden, kaydeden ve yaşadığı her deneyime fiziksel olarak tepki veren bir sistemdir. Özellikle yoğun korku, değersizlik, baskı, suçluluk, çaresizlik veya bastırılmış öfke gibi duygular uzun süre ifade edilmediğinde sinir sistemi bunu bir tehdit olarak algılar. Ve işte tam bu noktada beden devreye girer. Kaslar gerilir. Nefes değişir. Kalp ritmi hızlanır. Sindirim sistemi etkilenir. Uyku bozulur. Beden sürekli tetikte yaşamaya başlar. İnsan zihni bazı olayları unutmaya çalışabilir. Ama beden çoğu zaman unutmaz. Çünkü bedenin görevi yalnızca hareket etmek değil, aynı zamanda hayatta kalmaktır. Bu yüzden bazen yıllar önce yaşanmış bir olay bile bugün hâlâ bedenin içinde yankılanıyor olabilir.

BEDEN NEDEN GEÇMİŞİ TAŞIR?
İnsan zihni olayları kelimelerle hatırlar.
Ama beden olayları hislerle kaydeder.
Özellikle travmatik deneyimlerde sinir sistemi “savaş, kaç veya don” moduna geçer. Bu durum beynin doğal savunma mekanizmasıdır. Çünkü beden kendisini korumaya çalışır. Ancak problem şudur: Tehlike geçtiğinde herkesin sinir sistemi aynı şekilde normale dönemez. Bazı insanlar yaşadıkları olaydan fiziksel olarak uzaklaşsalar bile, bedenleri hâlâ o anın etkisini taşımaya devam eder. Bu yüzden kişi artık güvende olsa bile kendisini güvende hissedemez.
Sürekli tetikte olmak…
Gelecek hakkında aşırı düşünmek…
En küçük olayda kaygılanmak…
Rahatlayamamak…
Kontrolü bırakamamak…
Bunların bazıları yalnızca karakter özelliği değil, sinir sisteminin uzun süre alarmda kalmasının sonucu olabilir. Çünkü bedenin temel amacı huzur değil, hayatta kalmaktır. Eğer beden bir dönem uzun süre baskı, korku veya güvensizlik yaşamışsa, daha sonra sakinlik anlarında bile tehlike varmış gibi davranabilir. İşte bu yüzden bazı insanlar mutlu olmaya başladığında bile huzursuz hisseder. Çünkü beden bilinmezden korkar. Uzun süre stres yaşayan bir sistem, huzuru bile yabancı algılayabilir. Ve çoğu insan bunun farkında değildir. Kendisini “çok düşünen biri”, “takıntılı biri” veya “fazla hassas biri” sanır. Oysa bazen beden sadece yıllardır taşıdığı yükü bırakmaya çalışıyordur.
“BASTIRILAN HER DUYGU BEDENDE İZ BIRAKIR”
İnsan hayatı boyunca birçok duyguyu bastırmayı öğrenir.
Ağlamamayı…
Susmayı…
Güçlü görünmeyi…
İçine atmayı…
Toplum çoğu zaman duyguların ifade edilmesini değil, kontrol edilmesini öğretir. Ancak ifade edilmeyen her duygu zamanla bedenin içinde bir yük hâline dönüşebilir.
Söylenemeyen öfke bazen çenede sıkışır.
Taşınan sorumluluk omuzlarda ağırlığa dönüşebilir.
Korkular mideyi etkileyebilir.
Sürekli baskılanan duygu nefesi daraltabilir.
Bu yüzden beden bazen yıllarca anlatılamayan hikâyelerin taşıyıcısı olur.Modern psikoloji ve beden çalışmaları bugün artık zihinsel süreçlerle fiziksel belirtiler arasındaki bağlantıyı çok daha güçlü şekilde ele alıyor. Çünkü insanın duygusal dünyası ile bedeni birbirinden bağımsız değildir. Uzun süre baskı altında yaşayan insanlarda:
kronik yorgunluk,
kas gerilimleri,
mide problemleri,
uyku düzensizlikleri,
nefes darlığı hissi,
çarpıntı,
sürekli alarm hâli çok daha sık görülebiliyor. Elbette her fiziksel rahatsızlık duygusal kaynaklı değildir. Ancak bedenin duygusal yüklerden etkilenmediğini düşünmek de artık mümkün değildir. Çünkü beden konuşur. Hem de çoğu zaman kelimelerden daha dürüst şekilde konuşur.

SİNİR SİSTEMİ SÜREKLİ ALARMDA YAŞARSA NE OLUR?
Bir insan uzun süre güvende hissetmeden yaşadığında, beden zamanla bunu normal kabul etmeye başlar. Ve işte tam burada görünmez bir yorgunluk oluşur.
Kişi artık dinlenmeyi bilmez.
Sessizlikte bile zihni çalışır.
Tatilde bile rahatlayamaz.
Bir sorun yokken bile içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk hisseder. Çünkü sinir sistemi sürekli tetikte yaşamaya alışmıştır. Bazı insanlar bunun farkında olmadan sürekli “savaş” modunda yaşar. Her şeyi kontrol etmeye çalışır. Her ihtimali düşünür. Sürekli güçlü olmak zorunda hisseder. Bazıları ise “kaçış” modundadır. Erteler. Uzaklaşır. Yüzleşmek istemez. Yorulduğunda içine kapanır. Bazıları da “donma” moduna geçer. Hayattan kopuk hisseder. Hareket etmek ister ama enerjisi yok gibidir. İstekleri vardır ama başlayamaz. Ve çoğu zaman kişi kendisini suçlar.
“O kadar da kötü şeyler yaşamadım.”
“Neden böyle hissediyorum?”
“Neden rahatlayamıyorum?”
Çünkü insanlar genellikle yalnızca yaşanan olaya bakar. Ama beden yaşanan olayın kişide bıraktığı etkiyle ilgilenir. İki insan aynı şeyi yaşayabilir; ancak bedenlerinin verdiği tepki tamamen farklı olabilir. Çünkü herkesin sinir sistemi, geçmiş deneyimleri ve duygusal kapasitesi farklıdır. İşte bu yüzden gerçek iyileşme bazen yalnızca olumlu düşünmekle başlamaz. İnsan önce bedeninin neden yıllardır alarm verdiğini anlamaya başlar.

BEDENİNİ DİNLEMEYİ HİÇ ÖĞRENDİN Mİ?
Çoğu insan hayatı boyunca zihnini eğitmeye çalışır. Ama bedenini dinlemeyi hiç öğrenmez. Oysa beden bazen bizden önce gerçeği fark eder.
Bazı ortamların neden bizi daralttığını…
Bazı insanların yanında neden yorulduğumuzu…
Bazı cümlelerin neden içimizi sıkıştırdığını…
Beden hisseder. Ve bazen yıllardır geçmeyen yorgunlukların altında sadece fiziksel değil, duygusal bir yük vardır.
Belki de yıllardır güçlü görünmeye çalıştın.
Belki hep herkes için ayakta kaldın.
Belki kendini susturmayı öğrendin ama bedenini susturamadın. Çünkü beden bastırılan her şeyi bir şekilde taşımaya devam eder. Gerçek farkındalık ise insanın ilk kez kendisine şu soruyu sormasıyla başlar:
“Ben gerçekten ne taşıyorum?”
Ve bazen iyileşme…
her şeyi çözmekle değil,
ilk kez kendini dürüstçe hissetmekle başlar.
MYK – Mesleki Yeterlilik Kurumu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Onaylı EğitimUzmanı
Uzman Numerolog & Bilinçaltı Eğitmeni
Sevcan Türkel