İÇSEL ÇOCUĞUN HALA SENİNLE KONUŞUYOR OLABİLİR
Bugünkü Tepkilerinin Bazısı Sana Değil… Geçmişte Yaralanan Yanına Ait Olabilir. İçsel çocuk nedir, çocukluk travmaları yetişkinliği etkiler mi, içsel çocuk yaraları, terk edilme korkusu, değersizlik hissi, onay ihtiyacı neden olur, bilinçaltı çocukluk kayıtları, duygusal tetiklenmeler, çocukluk travmaları ve ilişkiler, içsel çocuk şifası, geçmiş travmaların etkisi, psikolojik farkındalık.
İnsan büyür…
Ama bazen içinde büyüyemeyen parçalar kalır.
Yıllar geçer. Yaş değişir. Hayat değişir. İnsan yetişkin bir bedene sahip olur. Ancak bazı duygular hâlâ geçmişte yaşanan bir kırılmanın içinde yaşamaya devam edebilir. Bu yüzden bazen küçücük bir cümle bile insanın içini derinden sarsar. Görülmediğini hissetmek, dışlanmak, eleştirilmek ya da terk edilmek; bazı insanlarda olduğundan çok daha büyük bir etki bırakabilir. Çünkü o an tetiklenen şey yalnızca bugünkü duygu değildir. Geçmişte incinmiş bir taraf yeniden hatırlıyor olabilir. Psikolojide “içsel çocuk” kavramı tam da bu noktaya işaret eder. İnsan çocukluk yıllarında yaşadığı deneyimlerin duygusal izlerini yetişkinlikte de taşıyabilir.
Özellikle:
yeterince görülmeyen, sürekli eleştirilen, sevgiyi koşullu hisseden, kendisini ifade edemeyen, korkularıyla yalnız bırakılan
çocuklar büyüdüklerinde de bazı duygusal hassasiyetleri içlerinde taşıyabilirler. Ve çoğu zaman kişi bunun farkında bile olmaz. Sadece “neden bu kadar etkileniyorum?” diye düşünür.

ÇOCUKLUKTA ÖĞRENİLEN DUYGULAR YETİŞKİNLİKTE DEVAM EDEBİLİR
Çocukluk yalnızca yaşanan anlardan oluşmaz. Aynı zamanda insanın kendisiyle ilgili ilk inançlarının oluştuğu dönemdir.
Bir çocuk: sürekli susturulduysa, duyguları küçümsendiyse, hata yaptığında sevgisiz bırakıldıysa, yalnız hissettiyse, başarıyla değer gördüyse zamanla dünyayı buna göre anlamlandırmaya başlayabilir. Ve bu anlamlar yetişkinlikte de etkisini sürdürebilir. Örneğin bazı insanlar neden sürekli onay beklediğini anlamaz. Bazıları neden eleştiriye aşırı hassas olduğunu… Bazıları neden terk edilme korkusuyla ilişkilere tutunduğunu… Çünkü bilinçaltı çoğu zaman çocuklukta öğrenilen duygusal dili tekrar eder. İnsan bugün yetişkin olabilir; ancak iç dünyasında hâlâ “görülmek isteyen”, “anlaşılmak isteyen” bir taraf taşıyor olabilir. İşte bu yüzden bazı insanlar ilişkilerde yalnızca sevgi aramaz. Aynı zamanda eksik kalan bir duygunun tamamlanmasını ister. Ve bazen bugünkü kırgınlıkların altında, yıllar önce hissedilmiş eski bir yalnızlık yatabilir.
Bir insanın sürekli takdir beklemesi, herkesi memnun etmeye çalışması ya da reddedilmekten aşırı korkması çoğu zaman yalnızca karakter meselesi değildir. Bazen çocuklukta hissedilen değersizlik duygusunun devamıdır. Çünkü çocukluk döneminde insanın en temel ihtiyacı görülmek ve kabul edilmektir. Eğer çocuk sevgiye ulaşabilmek için sürekli uyum sağlamak zorunda kaldıysa, yetişkin olduğunda da kendisini ancak başkalarını memnun ettiğinde değerli hissedebilir. Bu yüzden bazı insanlar: “hayır” diyemez, herkesi mutlu etmeye çalışır, kendi ihtiyaçlarını erteler, eleştirilmekten aşırı korkar, dışarıdan güçlü görünse bile içeride yetersizlik hisseder. Ve zamanla kişi kendi değerini dış dünyanın tepkilerine göre ölçmeye başlayabilir. Oysa gerçek problem bugünkü insanlar değildir. İçeride hâlâ görülmek isteyen bir taraf olabilir. Ve insan bazen başkalarının sevgisini değil, yıllar önce eksik kalan güven duygusunu arıyor olabilir.

NEDEN BAZI ŞEYLER BİZİ ÇOK DERİNDEN ETKİLER?
Çünkü insan yalnızca yaşadığı ana tepki vermez. Geçmişte hissettiği duygular da bugünkü olaylarla birlikte yeniden aktive olabilir. Örneğin biri mesajınıza geç cevap verdiğinde hissettiğiniz şey sadece “beklemek” olmayabilir. İçeride eski bir değersizlik hissi, terk edilme korkusu ya da görülmeme yarası tetiklenebilir. Ve kişi bunu çoğu zaman bilinçli olarak fark etmez.
Sadece: aşırı kırılır, fazla düşünür, geri çekilir, yoğun tepki verir, kendisini değersiz hisseder. Çünkü bazı olaylar bugünkü yetişkini değil, geçmişte incinmiş tarafı harekete geçirir. İşte bu yüzden duygusal tetiklenmeler bazen bugünkü olaydan daha büyüktür. Ve insan geçmişte öğrenilen duygusal güven eksikliğini yetişkin ilişkilerinde tamamlamaya çalışabilir.
Bu durum özellikle: ilişkilere aşırı bağlanma, yalnız kalamama, terk edilme korkusu, sürekli onay ihtiyacı, değersizlik hissi şeklinde kendini gösterebilir. Ve çoğu insan bunu yalnızca “duygusallık” sanır. Oysa bazen içeride yıllardır duyulmayı bekleyen bir çocuk vardır.

İYİLEŞME BAZEN İÇİNDEKİ ÇOCUĞU SUÇLAMAYI BIRAKMAKLA BAŞLAR
Çoğu insan hayatı boyunca güçlü olmaya çalışır. Ama kendi kırılmış tarafına hiç dönüp bakmaz. Oysa insanın en hassas yaraları genellikle çocuklukta oluşur. Çünkü çocuk kendisini koruyacak zihinsel sisteme henüz sahip değildir. Yaşadığı her şeyi doğrudan kendi değeriyle ilişkilendirebilir. Ve yıllar sonra bile bazı korkuların kökü hâlâ orada olabilir. Gerçek farkındalık ise insanın ilk kez kendisine şunu söylemesiyle başlar: “Benim içimde hâlâ incinmiş bir taraf olabilir.” Çünkü insan bazen bugünkü hayatıyla değil, geçmişte eksik kalan duygularla mücadele eder. Ve iyileşme çoğu zaman geçmişi silmek değildir. Kendini ilk kez anlayabilmektir. İçindeki çocuğu susturmaya çalışmadan… Onu yargılamadan… Onun neden korktuğunu fark ederek… Çünkü bazı yaralar zaman istemez. Görülmek ister.
(MYK) Mesleki Yeterlilik Kurumu,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Onaylı Eğitim Uzmanı
Sevcan Türkel
Uzman Numerolog & Bilinçaltı Eğitmeni